Bir
süredir yazmayınca geriye dönük okumalar yapma gereği duydum. Sanki odamı
köşelere bölmüşüm ve yaz köşesinden kış köşesini yeriyormuşum gibi geldi. Kaba
tabirle oturduğum yerden pabuç kadar dilimle laf atıyorum. Aslında öyle değil
ama ben bile öyle sandım. Ne varsa tane tane anlatmakta; ne yoksa lafı
dolandırmakta.
Öyle
olmaması için çabaladığımı belirtmek istedim. Benim yaptığımı iyi olanı içtenlikle takdir etmek şeklinde
özetleyebiliriz. Çünkü güzel olan şeyler övülmediğinde bir müddet sonra
sönmenin gerçekleşmesi kaçınılmaz oluyor. Dale Carnigie bir kitap boyunca*
sadece bunu anlatmış. İyi, güzel, hoş olanı samimiyetle öv ki yüreklensin.
Noksan yahut kötü olanı görmezden gel ki şevki kırılmasın.
Her
film her kitap etkilemiyor beni. O zaman yazmak istemiyorum. Küçük küçük not
almalarım hep vardır da yazıya döndürülmez hepsi. Hatta bana hiç not aldırmamış
seyirlerim de olmuştur. Dönüp baktırmıyorsa neyini yazayım zaten. Kimileri var
ki nasıl heyecanlandırır. Ama nasıl tutuştuğumu görmeniz lazım olay anında.
İşte o zaman kelimeler pıtır pıtır dökülür. Eleştirmenlerle bir alıp
veremediğim yoktur da “eleştirmenlik” deyişini sevmem, bunun meslek oluşunu da
hiç anlamam. Eleştirmenler yerden yere vurunca daha iyileri mi geliyor arkadan?
Güzeli yazmak geliyor içimden. İyi kalplerle karşılaşınca kendimi şanslı
hissediyor ve yüceltmek istiyorum onu. Az madem sayıları yoğun olsunlar
istiyorum. Negatif şeylerin üzerinde durmuyorum iz bırakmasın diye. Polyannacılık
oynamıyorum, ‘pozitif düşün pozitif olsun’lara inanmıyorum, hiçbir derdimi
evrene yollamıyorum. Her şeyi ama her şeyi sakinleşip
düşünerek hallediyorum.
Allah’ım
Allah’ım, dilimi eşşek arısı sokmasın ama o lafları da etmeyim hiçbir zaman :)










